İstanbul’un Şile ilçesine bağlı Satmazlı köyünde üç kuşaktır değirmencilik yapan Baş ailesinin ferdi Ramazan Baş, ata yadigarı olan değirmenin arızasını gidermek için yardım bekliyor. 

Eskiden dere kenarında su değirmenlerinin olduğunu ifade eden Ramazan Baş, dedesinin bir müddet sonra köyde evlerinin yanına bir taş değirmeni yaptığını söyledi. Değirmenin başlangıçta mazotla çalıştığını, dedesi öldükten sonra arızalanınca mazottan elektriğe çevirdiklerini belirtti. Askerden geldikten sonra işi devralan Ramazan Baş, makinenin arızasından dolayı değirmeni işletemediğini, arızasını bilen biri yardımcı olursa değirmenciliğe devam edeceğini söyledi.

“Burası bize kalmış bir mirastır, sahip çıkmamız gerekiyor”

Dedesinden miras kalan taş değirmenini tekrar çalıştırmak istediğini söyleyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Babamdan sonra değirmeni ben çalıştırdım. Köylülerin tarlalarda ürettiği mısır, arpa ve buğdayları öğütüyorduk. Mısır öğütme makinemiz de var. Hayvancılık yapan insanlar da hayvanların yem ihtiyacını karşılamak için arpa ve mısır getirir, biz de öğütürdük.”

“Buğday kepekli üretiliyor”

Taş değirmende üretilen unun daha kaliteli olduğunu ifade eden Ramazan Baş, değirmende arpa, buğday gibi mahsüllerin parçalanarak un haline getirilmesi işini dönen değirmen taşının yaptığını söyledi. Baş, “Buğday, bölmeden değirmen taşının göbeğine geliyor ve burada hızla dönen taş basınç uygulayarak buğdayı un haline getiriyor” dedi.

Ramazan Baş şu bilgileri verdi: “Değirmende, İzmir’in Foça ilçesinden getirtilen iki tane yuvarlak değirmen taşı var, alttaki taş sabit duruyor ve üstteki taş sürekli dönüyor. İki taş arasından dökülen buğday un halinde çuvala dökülüyor. Burada öğüttüğümüz unlar işlenmediği için kepeklidir, çünkü kepekle birlikte öğütülüyor ve ayrıştırılmıyor. Un fabrikalarında una ayrıştırma işlemi uygulandığı için kepekli olmuyor.”

“İnsanlar öküz arabalarıyla buğdayları getirirlerdi”

Şile’ye gelin geldiğinde kayınpederi, eşi ve eşinin kardeşinin değirmencilikle uğraştığını söyleyen Aysel Baş, konuşmasına şöyle devam etti: “Ahmetli, Şile, Bıçkıdere, Ömerli gibi birçok yerden insanlar öküz arabalarıyla gelirlerdi, buğday getirirlerdi öğütmek için. Buğday, arpa, yulaf ve çavdar ile tahıl ürünleri öğütülüyordu. Önceden çiftçilik vardı, insanlar üretim yapıyordu. Şu an çiftçilik bitmiş durumda. Değirmen çalışsa bile ekin olmadığı için şu zamanda çok zor bu mesleği sürdürmek, devletin bize yardımcı olması gerekiyor.”

“Şile’de değirmenciler olarak bilinirdik”

Fatma Baş, “Değirmeni; eşim, eşimin kardeşi ve babaları yaptı. Aynı ev yapar gibi, tahtaları ve taşları koydular, yukarısına sepet yaptılar un öğütmek için. Mısırları, buğdayları sepete koyarlardı. Motoru çalıştırırlardı ve taş döndükçe buğday yavaş yavaş kendini atardı, un olurdu. Bizim bu değirmenin ununu dere köylerinde yaşayan insanlar (Bıçkıdere, Oruçoğlu, Üvezli, Kervansaray, Ulupelit) çok beğenirlerdi. Şile’de bilinirdik, müşterilerimiz çok olurdu. Şimdi ise değirmeni arızalı olduğu için artık çalıştıramıyoruz” dedi.