Pandemi döneminde bilim dünyasından beklentiler gün geçtikçe yükseliyor. Bu dönemde popüler hale gelen kısa bilgilendirici haberler ve sosyal medya duyuruları toplumda büyük ilgi görüyor. Araştırma ve bilim dünyası koronavirüsle enfekte olmuş kişilerin tedavisine yoğunlaşarak virüsün yayılım yollarını, insana etkilerini ve enfeksiyondan korunma yöntemlerini anlamaya çalışıyor.

Pandemi dönemi araştırmaların, fonların, iş birliklerinin ve üretilen teknolojilerin COVID-19 alanına kaydığı bir dönem oldu, araştırma alanına en büyük etkisinin aciliyet hissi olduğu biliniyor ve bilim insanlarından hızlı ve kesin yanıtlar bekleniyor. Bilim insanlarının belli kısıtlamalar nedeniyle yetersiz kaldıkları zamanlarda bunu toplumla paylaşmaları bir yenilgi olarak algılanıyor. COVID-19 araştırmaları şu an çok cazip görülse de pandemi bir süre sonra geçecek ve insanlığın sağlık, çevre, ekonomik sorunla baş başa kalacağı düşünülüyor.

“İnfodemiyle de mücadele ediliyor”

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) genel direktörü Dr. Tedros bu bilgiler doğrultusunda şunları söyledi: “Biz sadece bir pandemiyle değil, aynı zamanda bir infodemiyle de savaşıyoruz.”

Tedros, COVID-19’la ilgili aşırı bilgi yükünün kaçınılmaz olarak yanlış ve güvenilir olmayan bilgileri de beraberinde getirdiğini belirterek dünyayı saran yanlış bilgi epidemisine vurgu yaptı. Böylece, infodemi kelimesi bu döneme damgasını vuran kavramlardan biri oldu.

“Küçük çocukları olan kadın araştırmacılar, en çok etkilenen grup”

Biyokimya, moleküler biyoloji, genetik, kimya mühendisliği gibi fiziksel laboratuvarlar ve zamana karşı hassas deneyler yürüten araştırmacılar, pandemi öncesi zamana kıyasla, araştırmaya ayrılan vakit açısından en çok düşüşü yaşayan grup olarak öne çıkıyor.

Matematik, istatistik, bilgisayar bilimleri ve ekonomi gibi bilimlerde daha az düşüş gözlemleniyor. Tüm alanlarda ise kadın araştırmacılar, özellikle küçük çocukları olan kadın araştırmacılar bu süreçten en çok etkilenen grup olarak dikkat çekiyor.

“Yayınların büyük kısmı COVID-19 ile ilgili”

COVID-19 döneminde çoğu bilim insanının kısmen de olsa çalışmalarını bu alana yönelttiğinden dolayı bioRxiv, medRxiv, arXiv gibi preprint servislerin aktivitesinde aşırı hareketlilik görülüyor.

Örneğin; 2020 yılında bioRxiv’in mikrobiyoloji kategorisindeki yayınlar 2019’a göre yükselmiş, sinir bilimleri alanındaki çalışmalar da azalmıştır. Scopus veri tabanında yapılan aramalarda; 2020 yılında tüm alanlarda COVID-19 ile ilgili 82.156 adet yayın olduğu, yayınların yüzde 69’u Tıp, yüzde 10’u Biyokimya, Genetik ve Moleküler Biyoloji alanında olduğu, 282 patentin alındığı ve 57’sinin biyokimyasal tanı alanında olduğu biliniyor. Scopus veri tabanından yararlanılarak ülkelere göre tarama yapılarak elde edilen verilere bakıldığında, Türkiye 2018’de 45.750, 2019’da 49.787, 2020’de ise 56.563 çıktı elde etti. Çıktıların tamamı Türkiye adresli yayınları temsil ediyor.

Çalışmaların 19’unu TÜBİTAK destekledi. Novartis, TÜBA, GlaxoSmithKline’ın desteklediği çıktılar olduğu da görülmekte. Tüm verilere bakıldığında 2020 yılında Türkiye kaynaklı yayınlardaki yıllık artış beklenenin üstünde ve büyük kısmı COVID-19 ile ilgili yayınlardır.

“İnfodemi sürecini yönetmek için bilime ve kanıta dayalı önermelere ihtiyaç var”

İnfodeminin farklı yüzleri, sahte bilgiden komplo teorilerine yaygın bir şekilde görüldü. Örnek olarak ülkemizde virüsten korunmak için sarımsak yemek, sıcak çorap giymek, buruna zeytinyağı sürmek kadar bilinçdışı birçok yöntem, sahte bilgiler arasında yer aldı. COVID-19’ın 5G teknolojisinin sonucu olması gibi birçok komplo teorileri de ileri sürüldü.

İnfodemi sürecini yönetmek için güvenilir bilginin oluşmasını ve yayılmasını sağlamak gerekiyor. Bilim insanları arasındaki iş birliğiyle bilimsel bulgular bir araya getirilerek belli değerlendirmeler yapılırsa bireylerin sağlığı üzerinde etkisi olan öneriler ve politikalar geliştirilebilir.

“Popülarite peşinde koşan araştırmacılar bu modaya aracı oldu”

COVID-19 ortaya çıktığında tüm dünyadan binlerce yorum ve veri akmaya başladı. Sahte haberleri veya yorumları, etik ve bilimsel kurallar çerçevesinde hazırlanan raporlardan ayırmanın ne kadar zor ama zorlu bir süreç olduğu pandemiyle birlikte ortaya çıktı.

Bilgilerin çoğunluğu sosyal medyada hızla yayıldı ve bu bilgi akışına bilim dünyası da aracı oldu. Pandeminin yarattığı acil koşullar nedeniyle klinik gözlemler ya da laboratuvar verileri çok hızlı bir şekilde toplumun bilgisine sunulabildi. Var olan bilgiler de yorumlanarak yeniden ortaya atıldı, bazı araştırmacılar da buna aracı oldu.

“Araştırmalara büyük fonlar ayrıldı”

COVID-19 çalışmalarının artmasının nedeni, sağlık sorunlarına hızlı yanıt bulma arayışı ve destek fonlarının önemli bir kısmının bu alana kaymasıdır. Pandemi başlarında Avrupa Araştırma Konseyi’nde konuyla ilgili yönetim krizi meydana geldi.

Mart 2020’de Avrupa Konseyi Başkanı Mauro Ferrari Yönetim Kurulu’na çağrı yaparak konsey fonlarının önemli bir kısmının COVİD-19’la ilgili araştırmaları desteklemesini istedi, ancak yönetim kurulu olumsuz yanıt verdi. Bu olay, pandeminin güncel problemleri nedeniyle araştırma alanını etkilemesi yönündeki ilk krizdir. Salgının giderek yayılmasıyla ve uluslararası aciliyet hissi sebebiyle araştırmalara büyük fonlar ayrıldı, bilimsel dergiler de bu araştırmaları yayınlama eğilimine girdi.

Nisan 2020’de Avrupa Komisyonu, 2018 yılı içinde HIV/AIDS, tüberküloz ve sıtmaya ayrılan bütçeden daha fazla miktarı, COVID-19 alanına kaydırdı. Bu fon şu anda aşı geliştirme, pandeminin akıl ve ruh sağlığına etkileri ve sosyal eşitsizliğin pandemideki sonuçları vb. konulardaki araştırmalar için kullanılıyor.

“Toplumda, araştırmalara olan güven sarsıldı”

Yeterli eleştirel bakış yapılmadan yayımlanan çalışmaların sayısı arttı ve bu süreci izleyen ‘retraksiyon’lar meydana geldi. Uygun tasarıma sahip olmayan, yetersiz ya da tekrarlanamayan veriler içeren yayınlar bilimsel standartların düşmesine ve toplumda araştırmalara olan güvenin sarsılmasına yol açtı.

Pandemi döneminde yayınların geri çekilmesinin bir nedeninin ise bilim insanlarının virüsün yarattığı patolojik bileşenleri anladıkça hastalığın tedavi planlarında gerçekleştirdiği değişiklikler olduğu biliniyor. Her gün binlerce insanın hayatına mal olan bir pandemide, tedaviyle ilgili zararsız görünen ya da daha önceden benzer durumlarda yararı olduğu saptanmış olan tedaviler ve yaklaşımlar hızlıca paylaşılmak isteniyordu.

COVID-19’da olduğu gibi yeni bir hastalık ile patogenezini ve tedavisi bilinen hastalıklar arasında benzerlikler bulunduğunda, bilinen tedavileri denemek güdüsü anlaşılır olsa bile acil durumlarda bu güdünün bilim dünyasına hakim olması riskler barındırıyor. COVID-19’la ilgili ilk hızlı tedaviler benzerlikler üzerinden olmuş, ardından benzer, ama aslında farklı olan bu hastalıklar arasındaki tutarsızlıklar gözlemlenerek bazı tedaviler ya da çalışmalar durdurulmuş ya da yayından çekilmiştir.

“COVID-19 pazarında yüzde 3,1’lik bileşik yıllık büyüme bekleniyor”

Araştırma alanları ve fonlarda gerçekleşen COVID’izasyon medikal teknoloji pazarında ve geliştirilen yeni ürünlerde de kendini gösteriyor. Örneğin, moleküler tanı pazar payı 2020’de US$ 8,76 milyarken COVID-19 testleriyle birlikte 4,4 milyarlık bir artış gerçekleşti.

İn vitro diyagnostik (IVD) pazarının önemli aktörlerinden olan Roche, Eylül 2020’de hızlı ve güvenilir sonuç veren bir SARS-CoV-2 antikor testini, hemen ardından Sysmex Corporation COVID-19 virüsünü tespit eden bir antijen tanı kitini pazara sürdü. Her iki ürün de ilişkili firmaların hem gelirlerinde hem de hisse paylarında artışa neden olmuştu. Fakat pandemi sürecinin geçici olması nedeniyle, bu pazarın diğer hastalıkların pazarları gibi istikrarlı bir hızla büyümeyeceği görülüyor.